REHBER / Film rehberi

Bulutları Beklerken: Ayşe ile Eleni arasındaki hayat nasıl sinemaya taşınıyor?

Yeşim Ustaoğlu’nun Bulutları Beklerken filminde Tamama’dan uyarlama, çocuk bakışı, Karadeniz araştırması ve ses tasarımının ilişkisi.

Yazıyı oku
PERDE.PERDE illüstrasyonu
PERDE illüstrasyonu · Resmî afiş veya yapımdan bir sahne değildir.

İki adın taşıdığı tek hayat

Bulutları Beklerken’de Ayşe ile Eleni iki ayrı kişiyi değil, aynı hayatın farklı koşullarda taşınmış adlarını gösteriyor. Yeşim Ustaoğlu’nun filmi, geçmişi öğrenmenin bugünkü ilişkilere ne yaptığını soran bir hafıza anlatısı. İstanbul Modern’in özeti, Selma’nın ölümünü Ayşe’nin yıllardır sakladığı geçmişle yeniden karşılaşmasının başlangıcına yerleştiriyor. Buradaki temel mesele yalnız bir sırrın açıklanması değil; insanın kendisini hangi adla, kimin yanında ve hangi güven duygusuyla anlatabildiği.

Ayşe adının ardında Eleni’nin bulunması, bugüne kadar yaşananları basitçe sahte hâle getirmiyor. Bir insanın yeni ailesiyle kurduğu bağ da geride bıraktığı hayat da gerçek bir ağırlık taşıyabilir. Film için verimli giriş noktası bu ikisini birbirini silmeye zorlamamak. Hatırlama, geçmişten bir bilgi getirdiği kadar, bugünkü yakınlıkların anlamını da değiştiriyor.

Tamama’dan senaryoya geçiş

Unifrance’ın barındırdığı yetkili Fransız basın dosyası kaynak kitabı George Andreadis’in Tamama’sı olarak belirtiyor; senaryoda Yeşim Ustaoğlu ile Petros Markaris’in isimleri yer alıyor. Bu kaynak ilişkisi, kitap ile filmin aynı anlatım araçlarını kullandığını söylemek için yeterli değil. Edebiyatta açıklanabilecek bir geçmiş, sinemada birinin dinleme biçimine, bir yere dönmesine veya söyleyemediği söze dönüşebilir.

Uyarlamayı yalnız olayların korunmasıyla değerlendirmek, bu dönüşümü kaçırır. İsim değişikliğinin anlamı yazılı bir açıklamayla aktarılabilir; bir karakterin kendi adıyla ilişkisi ise zaman, mesafe ve ses üzerinden kurulabilir. Bulutları Beklerken’in kaynak zincirini bilmek, filmi kitabın görüntülü özeti olarak görmekten çok, aynı yaşam sorusunun başka bir anlatı düzeninde nasıl kurulabileceğini anlamaya yardım ediyor. Kitaptan gelen biyografik çekirdek ile filmin kurduğu bakışın görevleri böylece ayrışıyor.

Araştırma bir mekân seçiminin ötesinde

Ustaoğlu, Ertekin Akpınar’ın 8 Ağustos 2004 tarihli söyleşisinde senaryonun Karadeniz yolculukları ve araştırmaları sırasında oluştuğunu anlatıyor. Bölgeye dönüşü, çocukluğundan tanıdığı hikâyelerle yeniden bağ kurmasına da imkân vermiş. Bu açıklama yaratım sürecindeki önemli sıralamayı gösteriyor: Önce tamamlanmış bir hikâyeye uygun manzara bulmak değil, gidilen yerde karşılaşılan hayatlarla anlatıyı geliştirmek.

Bunun sinemasal karşılığı, coğrafyanın kişilere dışarıdan eklenen bir süs olmaması. Bir yerde uzun süre yaşamak, o yerin hava koşullarını, konuşma alışkanlıklarını ve yakınlık biçimlerini tanımayı içerir. Karadeniz’in filmdeki ağırlığını tek bir simgeyle kapatmak bu nedenle daraltıcı olur. Bölge hem karakterin saklandığı yaşamı mümkün kılan çevre hem de hatırlamanın yeniden hareketlendiği yer olarak düşünülebilir. Eve dönmek, burada değişmeden bekleyen bir geçmişi bulmak anlamına gelmiyor.

Çocuk bakışı neden gerekli?

Aynı özgün söyleşide yönetmen, yaşlı kadının hayatına giren çocuğun kendi bakışından bir parça taşıdığını söylüyor. Bu, Ayşe’nin geçmişini herkesin aynı ölçüde bildiği bir anlatı kurmak yerine, başka bir kuşağın karşılaşmasını öne çıkaran bir tercih. Çocuğun varlığı, geçmişi yalnız geçmişte yaşamış insanların konuşmasına kapatmıyor.

Bir çocuk karşısındaki yetişkinin bütün tarihini bilmeden onunla ilişki kurabilir. Böylece kişiye yaklaşma ile onun hakkında bilgi edinme aynı şey olmaktan çıkar. Yakınlık, bütün soruların cevabına sahip olmadan da doğabilir; öğrenilen bilgi ise bu yakınlığı sonradan başka bir yere taşır. Bu bakış düzeninde seyirciye sunulan yarar, olayların ders biçiminde açıklanmasından çok, birinin anlamaya çalışmasına eşlik etmektir. Kuşaklar arasındaki mesafe anlatının eksikliği değil, hangi şeylerin aktarılabildiğini görünür kılan koşul hâline gelir.

Ses, sessizliğin çevresini kuruyor

Ustaoğlu söyleşide filmin üslubunda sese verdiği önemi ve müziği ölçülü kullandığını açıklıyor. Bu üretim tercihi, anlatının sır ve hatırlama sorusuyla birlikte okunabilir. Geçmiş hakkında konuşulmaması, çevrede hiçbir şeyin duyulmadığı anlamına gelmez. Sessizlik de başka seslerin içinde, bir ilişkinin ve mekânın parçası olarak hissedilir.

Müzik bütün duyguların adını önceden koymadığında, seyircinin bir duraksamanın anlamını kendisinin kuracağı alan genişler. Sesin görevi yalnız görüntüdeki nesneyi tanıtmakla sınırlanmayabilir; görünmeyen bir yere veya henüz söylenmemiş bir duyguya da yöneltebilir. Bu yüzden filmin yaratımında ses tasarımını teknik bir son işlem olarak düşünmek yetersiz kalır. Ayşe’nin geçmişiyle kurulan ilişkinin nasıl bir mesafeden duyulacağını belirleyen anlatısal kararlardan biridir.

Hafızaya ilişkin nasıl bir film beklenmeli?

Bulutları Beklerken’i seçerken beklenebilecek temel hareket, bir kimliğin bulunup dosyanın kapanması değil, kurulmuş bir hayatın geçmişiyle yeniden ilişkiye girmesidir. Bir adın değişmesi, geçmişin tamamen yok olduğu anlamına gelmediği gibi, eski adın hatırlanması da sonraki bütün bağları ortadan kaldırmaz. Bu ikili ağırlık filmin aile sorusunu da genişletir.

Tamama bağlantısı anlatının beslendiği hayatı, yönetmenin araştırma açıklamaları çalışma yöntemini, çocuk ve ses tercihleri ise sinemaya özgü bakış düzenini anlamaya yardım ediyor. Bu katmanlar birlikte ele alındığında soru, karakterin hangi kimliğinin doğru olduğuna karar vermekten çıkar. Daha açık bir soruya dönüşür: İnsan, güvenle yaşayabilmek için susturduğu hayatını, bugünkü ilişkilerini de yanında taşıyarak nasıl anlatabilir? Filmin girişindeki kayıp, bu anlatma ihtiyacının yeniden doğduğu eşiktir.

Sık sorulan sorular

Ayşe ve Eleni farklı karakterler mi?

Hayır. Film tanıtımında Ayşe, asıl adı Eleni olan aynı kadın olarak açıklanıyor.

Bulutları Beklerken hangi kitaptan esinleniyor?

Yetkili basın dosyası George Andreadis’in Tamama adlı kitabını kaynak gösteriyor.

Film yalnız geçmişte mi geçiyor?

Basın dosyası ana başlangıcı 1975 Tirebolu’suna yerleştiriyor; kadının daha eski hayatı bu çerçevede gündeme geliyor.

Çocuk karakterin yaratım sürecindeki yeri ne?

Ustaoğlu, özgün söyleşide onun kadına yaklaşan bakışının kendi çocukluk deneyimleriyle bağını anlatıyor.

KAYNAKLARIYLA

Kaynaklar ve ileri okuma

BİR SONRAKİ OKUMA

Başka bir hikâyeye geç

Tüm haberler ve rehberler →